Ahmet Arslan
OIDIPUS KOMPLEKSİ AÇISINDAN BİR STAND-UP METNİ OKUMASI
03 Temmuz 2026, Cuma
Komedyan bozuntusu Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisinde baba figürü, yalnızca aile içi bir karakter ya da mizahi bir anlatı unsuru olarak değil; politik kimliğin, suçluluk duygusunun, erkeklik eksikliğinin ve kuşaklar arası ideolojik mirasın taşıyıcısı olarak öne çıkıyor. Komedyenin babasına ilişkin kurduğu cümleler ilk bakışta gündelik, ironik ve yer yer sıcak aile şakaları gibi görünse de metnin bütünü dikkate alındığında bu ifadelerin daha derin bir psikolojik ve politik gerilim taşıdığı görülüyor.
Bu gerilimin merkezinde, babanın geçmişine ilişkin adli kayıt iddiaları yer almaktadır. Kemal Göktaş’a dair aktarılan kayıtlarda; terör örgütü THKO faaliyetleri, Çorum olayları, silah ve mühimmatla yakalanma, örgütsel bağ, tutukluluk, cezaevi süreçleri ve güvenlik güçlerine yönelik olaylarla ilişkilendirilme gibi ağır iddialar bulunmaktadır. Bu tablo, skeçte sıkça tekrar eden “politik baba” temasını yalnızca kişisel bir aile hatırası olmaktan çıkararak, daha sert ve çatışmalı bir ideolojik geçmişin gölgesine yerleştirilmiş.
Komedyen ise bu ağır geçmişi doğrudan anlatmak yerine, babasını sahnede “iyi baba”, “politik baba”, “fazla özgürlükçü baba” ve “erkeklik kodlarını aktaramayan baba” gibi farklı katmanlar üzerinden yeniden kurmaktadır. Bu tercih, bir yönüyle babayı koruyan; diğer yönüyle ise babanın politik sertliğini, aile içindeki beklenti yükünü ve çocuk üzerinde bıraktığı baskıyı mizah aracılığıyla yumuşatan bir anlatı stratejisi olarak okunabilir.
Bu nedenle skeçteki baba vurguları, basit bir aile mizahı düzeyinde değerlendirilemez. Burada baba, sevilen ve sahiplenilen bir aile figürü olmanın ötesinde; komedyenin politik kimliğini, kendilik algısını, erkeklik deneyimini ve “yeterince cesur/yeterince politik olamama” duygusunu şekillendiren temel bir referans noktasına dönüşmektedir. Göktaş’ın babasını hem idealize etmesi hem de onunla arasına ironik bir mesafe koyması, metnin en dikkat çekici psikolojik gerilimlerinden biridir.
Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisindeki ifadelerinde geçen baba vurguları ile babaya ilişkin adli kayıt iddialarını birlikte okuyarak; komedyenin baba figürünü nasıl kurduğunu, bu figür üzerinden hangi zayıflıkları, suçlulukları ve özdeşleşme biçimlerini ürettiğini, mizahın burada nasıl bir savunma ve perdeleme işlevi gördüğü irdelenmeye değerdir.
1. Baba figürü politik bir mirasın taşıyıcısı olarak kuruluyor
Skeçteki şu ifadeler dikkat çekici:
“İlk 7 yaşında Ankara Kızılay Meydanına bir eyleme gittim. İşçi memur eylemi. Annemle babam götürdü.”
“Babam sürekli Ankara’dan arıyordu. Bütün eylem videolarını izledim. Hiçbirinde yoksun. Ne yapıyorsun? Evde yatıyor musun?”
“Dizi oyuncularını bile gözaltına alıyorlar. Seni niye almıyorlar? İşbirlikçi misin?”
Bu cümlelerde baba yalnızca aile içi bir figür değil; politik bilinç, eylem kültürü ve muhalif kimliğin aktarıcısı olarak yer alıyor. Baba, çocuğunu daha küçük yaşta eylem alanına götüren, yetişkinliğinde de ondan politik görünürlük bekleyen bir figür olarak anlatılıyor.
Babaya ilişkin adli kayıt iddialarında da politik-ideolojik bir geçmişten bahsedilmesi, skeçteki “babam beni eylem kültürü içinde büyüttü” anlatısıyla örtüşüyor. Burada komedyen, babasının geçmişini doğrudan açmak yerine, onun politik bir figür olarak konumlandırıyor
2. “İyi baba” vurgusu savunma ve dönüştürme işlevi görüyor
Komedyen birkaç kez babasını “iyi baba” olarak konumlandırıyor:
“Çünkü benim babam iyi ve ben muhabbete çok giremiyorum.”
“Bu arada babam iyi derken Türkiye baba ortalamasına göre iyi.”
“Aranızda özenen varsa iyi baba böyle. Aile içi şiddet yok ama mangal da yok.”
Bu ifadeler çok katmanlı. Bir yandan babasını açıkça kötülemiyor; aksine Türkiye’deki otoriter, şiddet içeren, baskıcı baba tipleriyle kıyaslayarak olumlu bir yere koyuyor. Diğer yandan “Aile içi şiddet yok ama mangal da yok” ifadesi ise babanın şiddetsiz ama klasik erkeklik kodlarını aktarmayan bir figür olarak sunulduğunu gösteriyor.
Psikanalitik açıdan bu, babaya yönelik ambivalans yani çift yönlü duygu olarak okunabilir: Sevgi, saygı ve özdeşleşme isteği var; ama aynı zamanda babanın bıraktığı mirasla baş etme, ondan ayrışma ve onu mizahla küçültme ihtiyacı da var.
3. Baba üzerinden “erkeklik eksikliği” anlatısı kuruluyor
Şu bölümler özellikle önemli:
“Şu an gitmek istemiyorum babacığım dedim. Fikrime saygı duydular. Çolak gibi kaldım. Hiçbir yeteneğim yok.”
“Hatırlıyorum bir piknikte babam gelip mangal yakmayı öğrenmek ister misin oğlum diye sormuştu.”
“Hâlâ mangal yakamıyorum.”
“Bazı erkeklik jestlerinden mahrum kalıyorsunuz.”
Komedyen bozuntusu burada babasını baskıcı olmadığı için eleştiriyor gibi yapıyor. Normalde iyi bir özellik sayılabilecek “çocuğun fikrine saygı duymak”, mizah içinde eksiklik kaynağına dönüştürülüyor. Baba otoriter değil; bu yüzden çocuk “erkeklik ritüelleri”ni öğrenememiştir.
Bu, psikanalitik olarak baba yasasının zayıf aktarımı şeklinde okunabilir. Klasik anlamda baba, çocuğa sınır, yön, disiplin ve toplumsal kimlik kazandıran figürdür. Buradaki baba ise politik olarak güçlü ama gündelik erkeklik ve pratik beceri aktarımı açısından eksik bırakıcı bir figür olarak anlatılıyor.
Fakat bu bir suçlama değil; komedyen bozuntusu bunu kendi persona’sının parçası yapıyor: kırılgan, ironik, erkeklik kodlarına tam yerleşememiş, politik ama gündelik hayatta beceriksiz karakter.
4. Babanın şiddet geçmişi ile sahnedeki mizah arasında “yumuşatma” ilişkisi var
Komedyenin babasının adli geçmişi oldukça sert: örgütsel faaliyet, silah, Çorum olayları, polis memurunun şehit edilmesi ve yaralanmasıyla ilişkilendirme, tutukluluk süreçleri. Buna karşılık skeçte baba şu şekilde görünüyor:
Çocuğunu eyleme götüren baba,
Ankara’dan arayıp politik beklenti kuran baba,
“işbirlikçi misin?” diye takılan baba,
ama aynı zamanda çocuğun kararına saygı duyan, şiddet uygulamayan, ailesiyle tatile götürülen baba.
Bu zıtlık önemli. Komedyen bozuntusu, babasının sert politik geçmişini doğrudan konuşmak yerine, onu komedi sahnesinde evcilleştirilmiş ve gündelikleştirilmiş bir baba figürüne dönüştürüyor. Bu, ağır aile/politik geçmişi taşınabilir hâle getiren bir mizah stratejisi olarak değerlendiriliyor.
5. “Babası kötü olanlara özeniyorum” cümlesi ironik ama anlamlı
“Gerçekten babası kötü olanlara özeniyorum.”
Bu cümle ilk bakışta yalnızca şaka gibi duruyor. Skecin bütününe bakıldığında, komedyenin “travmatik baba” anlatısına sahip olamamasını bir eksiklik gibi sunduğu görülüyor. Psikoloji öğrencileri arasında herkesin “kötü baba” hikâyesi vardır; o ise “benim babam iyi” diyerek bu dramatik anlatıdan dışarıda kalır.
Fakat babanın adli kayıt iddiaları düşünüldüğünde burada daha karmaşık bir durum ortaya çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında babanın geçmişi oldukça sert ve travmatik çağrışımlar taşıyabilecek nitelikteyken, komedyen onu “iyi baba” kategorisine yerleştiriyor. Bu durum, baba figürünü kişisel alanda koruma, politik/adli geçmişi aile içi sevgi alanından ayırma eğilimi olarak okunabilir.
Yani “babam iyi” ifadesi, yalnızca bir aile anısı değil; babayı kamusal/politik geçmişinden ayırarak özel alanda yeniden kurma çabası da olabilir.
6. Oidipus kompleksi
“Giderek babama benziyorum.”
Bu cümle psikanalitik açıdan güçlüdür. Kişi, babaya benzemekten hem endişe duyar hem de bu benzerliği kabul eder. Burada baba, kaçınılmaz bir iç ses gibi çalışır.
Bu noktada psikanalitik literatürde önemli bir yere sahip olan Oidipus kompleksi kavramı açıklayıcı bir çerçeve sunabilir. Freud'a göre Oidipus kompleksi, çocuğun gelişim sürecinde ebeveynleriyle kurduğu karmaşık duygusal ilişkileri ifade eder. Bu süreçte baba figürü yalnızca sevilen ve örnek alınan kişi değil; aynı zamanda otoriteyi, yasa koyuculuğu ve aşılması gereken sınırı temsil eder. Çocuk, gelişim sürecinde baba ile hem rekabet hem de özdeşleşme dinamikleri yaşar; bu çatışmanın çözülmesiyle birlikte baba figürü içselleştirilerek toplumsal kimliğin ve süperegonun oluşumunda önemli bir rol oynar. Bu nedenle yetişkinlikte görülen "babaya benziyorum", "babama layık olabiliyor muyum?" ya da "onun beklentilerini karşılayabiliyor muyum?" türündeki içsel gerilimler, psikanalitik açıdan Oidipal ilişkinin yetişkin yaşamdaki yansımaları olarak yorumlanabilir. Elbette bu, komedyenin psikolojisine ilişkin kesin bir tespit değil; sahnedeki anlatının psikanalitik açıdan okunmasına imkân veren kuramsal bir çerçevedir.
Diğer yandan “Babam sürekli Ankara’dan arıyordu...” bölümü, babanın komedyenin vicdanında hâlâ aktif bir denetleyici figür olduğunu gösterir. Baba onu eylemlerde arar, politik yeterliliğini sorgular, “işbirlikçi misin?” diye iğneler. Bu, klasik anlamda içselleştirilmiş baba sesi ya da süperego gibi işlev görür: “Yeterince politik misin, yeterince cesur musun, yeterince bedel ödüyor musun?”
Komedyen ise bu baskıyı mizaha çevirir. “Baba elimden geleni yapıyorum” diyerek hem kendini savunur hem de babanın beklentisini karikatürize eder.
7. Babanın adli geçmişi, komedyenin “aydın olma” ve “başıma iş gelsin” mizahını anlamlandırıyor
Skeçte yer alan genel anlatıda komedyen, aydın, sürgün, hapisteki aydın, ölü aydın gibi figürlerden söz ediyor. Bu aile içinde “bedel ödeyen politik figür”ün değerli görüldüğü bir atmosferi ima ediyor.
Babaya ilişkin kayıt iddiaları bu bağlamda anlamlıdır. Baba cezaevi, örgüt, dava, ideolojik mücadele gibi sert siyasal süreçlerle anılıyorsa; çocuğun zihninde “politik olmak” yalnızca fikir beyan etmek değil, bedel ödemekle ilişkili hâle gelebilir.
Bu yüzden babasının “seni niye almıyorlar?” diye takılması komedi unsuru olsa da altında şu tema vardır: Aile içinde politik ciddiyet, ancak risk ve bedel ile ölçülmektedir.
Sonuç
Deniz Göktaş’ın skecindeki baba anlatısı ilk bakışta sevgi, mizah ve aile içi yakınlık üzerinden kurulmuş gibi görünse de derin yapısında daha karmaşık, gerilimli ve yer yer sorunlu bir baba ilişkisi dikkat çekmektedir. Komedyen babasını doğrudan reddetmez; aksine onu “iyi baba” kategorisine yerleştirerek korur. Ancak bu koruma, babanın politik geçmişi, ideolojik yükü ve aile içinde temsil ettiği otoriteyle tam anlamıyla hesaplaşıldığı anlamına gelmez. Tam tersine, ağır ve çatışmalı bir geçmiş, sahnede yumuşatılarak, gündelikleştirilerek ve mizah aracılığıyla taşınabilir hâle getirilmektedir.
Bu noktada komedyenin anlatısında belirgin bir savunma mekanizması görülmektedir. Babanın geçmişine ilişkin iddialar; örgütsel faaliyet, silah, tutukluluk, cezaevi süreçleri ve güvenlik güçlerine yönelik olaylarla ilişkilendirilme gibi son derece ağır başlıklar içerirken, skeçte baba figürü daha çok “eyleme götüren”, “politik duyarlılığı yüksek”, “çocuğuna fazla saygı duyan” ve “iyi ama eksik bırakan” bir aile figürü olarak sunulmaktadır. Bu tercih, babanın kamusal/politik geçmişi ile özel alandaki baba imgesinin bilinçli ya da bilinç dışı biçimde ayrıştırıldığını göstermektedir.
Skeçteki en dikkat çekici zayıflıklardan biri, komedyenin babaya yönelik eleştirisini gerçek bir yüzleşme düzeyine taşımamasıdır. Baba figürü sürekli şakaya, ironiye ve kişisel yetersizlik anlatısına dönüştürülür; ancak babanın temsil ettiği politik sertlik, geçmişin şiddet çağrışımı ve bu mirasın çocuk üzerindeki baskısı doğrudan açılmaz. Bu nedenle mizah, yalnızca anlatıyı güçlendiren bir araç değil; aynı zamanda yüzleşmeyi erteleyen bir perde işlevi de görmektedir.
Bir diğer önemli zayıflık, komedyenin kendi kimliğini büyük ölçüde babanın politik mirası üzerinden konumlandırmasıdır. “Eylemde görünme”, “bedel ödeme”, “aydın olma”, “başına iş gelmesi” gibi temalar, bağımsız bir politik bilinçten çok, aile içinde değerli görülen bir politik erkeklik ve mücadele modeline yetişme çabası gibi durmaktadır. Babasının “seni niye almıyorlar?” şeklindeki ironik beklentisi, komedyenin vicdanında hâlâ aktif bir denetleyici ses olarak çalışmakta; bu da onda yetersizlik, suçluluk ve babaya layık olamama duygusunu beslemektedir.
“İyi baba” vurgusu da bu bakımdan çift yönlüdür. Bir yandan baba, şiddet uygulamayan, çocuğunun fikrine saygı duyan, klasik baskıcı baba modelinden ayrılan olumlu bir figürdür. Diğer yandan bu “iyilik”, sınır koymayan, yönlendirmeyen, erkeklik ve toplumsal beceri aktarımında eksik kalan bir baba imgesine dönüşmektedir. Komedyen bu eksikliği “mangal yakamamak”, “erkeklik jestlerinden mahrum kalmak”, “hiçbir yeteneğim yok” gibi ifadelerle mizaha çevirse de, bu mizahın altında güçlü bir yetersizlik ve tamamlanmamışlık duygusu hissedilmektedir.
Sonuç olarak bu metinde baba, yalnızca sevilen bir aile büyüğü değil; aynı zamanda politik vicdan, ideolojik miras, erkeklik modeli, suçluluk kaynağı ve aşılması gereken bir otorite figürüdür. Komedyen babasını korumakta, onunla özdeşleşmekte, ondan ayrışmaya çalışmakta; fakat bütün bunları açık bir hesaplaşma yerine mizah yoluyla dolaylı biçimde yapmaktadır. Bu nedenle skeçteki baba vurguları basit aile şakaları olarak değil; bastırılmış gerilimleri, politik mirasın ağırlığını, erkeklik eksikliğini, suçluluk duygusunu ve babaya benzeme korkusunu taşıyan çok katmanlı bir anlatı olarak okunmaktadır.
Bu çerçevede skecin en güçlü tarafı, ağır bir aile ve politik geçmişi sahne diliyle işleyebilmesidir. En zayıf tarafı ise bu geçmişle gerçek bir yüzleşme kurmak yerine onu çoğu zaman ironinin güvenli alanına çekmesidir. Komedyenin baba anlatısı, sevgiyle örülmüş görünse de altında çözülmemiş bir politik miras, tamamlanmamış bir erkeklik deneyimi ve güçlü bir içsel yetersizlik duygusu barındırmaktadır.
Kısacası, geçmişte Çorum Katliamı bağlamında adı terör örgütü faaliyetleriyle anılan bir babanın politik mirasıyla hesaplaşmak yerine onu mizah yoluyla yeniden anlamlandırmaya çalışan bir anlatı dikkat çekmektedir. Psikanalitik açıdan bakıldığında, baba figürüyle kurulan güçlü özdeşleşme ve ondan tam anlamıyla ayrışamama, komedyenin politik kimliğini ve ülkeye ve Türk milletinin değerlerine, kurumlarına yönelik nefretini biçimlendiren unsurlardan biri olarak yorumlanabilir.
Geçmişte Çorum Katliamında aktif yer almış terör örgütü mensubu bir babanın, Oidipus kompleksinden sıyrılamayan oğlunun ülkeye yönelik nefret-şiddet sarmalından kurtulamamasının bedeli bütün ülkeye ödetilmeye çalışılıyor
