Ahmet Arslan
TAŞIYICI KOLONUN KIYAMI
03 Nisan 2025, Perşembe
Milletin ordusuna saldırmaya -şimdilik- cesaret edemeyip de ekonomisine saldıran haramzadelerin ortamı terörize ederek başlattığı boykot kumpası ters tepti. Bu alçaklığın arkasındaki askeri, siyasi ve ideolojik dinamikleri iyi tahlil ederek, tehlikeyi gören Türk toplumu adeta bir tür vatan savunması yapar gibi gitti alışverişini yaptı ve “herkese” mesaj verdi.
İşte dün, “siyasi çıkarlarını müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edenlerin” bu mukaddes devlete karşı giriştikleri tertibi bozan ülkenin yüzyıllardır “taşıyıcı kolonu” olan kesimlerdir.
Seferberlik ilan edilir bunlar çocuklarını askere gönderir. Hiç bilmedikleri Yemen’e, Galiçya’ya giderler. Dün boykot eden mütegallibenin ecdadı da bedel ödeyerek askerlikten kaçıp, savaştan geri dönmeyenlerin mallarına çöküyorlardı.
Kurtuluş Savaşına yine bu “taşıyıcı kolon” giderken, dün boykotçuluk yapanlardın ecdatları, İstanbul’da İngiliz Ordusu, Ege’de de Yunan Ordusu ile iş tutuyordu. Bugünün en büyük “işveren kuruluşlarının” müntesiplerinin “eşraf” denilen ecdatları Türk tarihinin en büyük şerefsizliklerini yaparak Yunan Ordusuna destek verdiler. İşgal Ordusunun henüz işgal etmediği kasabalara Yunan bayrakları asarak, davetiye gönderdiler. Yeter ki bunların mallarına mülklerine dokunulmasın!
Aynısı İstanbul’da İngiliz Ordusuna da yapıldı. Atatürk’ün işgal döneminde İngiliz Ordusunun iaşe ve ibatesini sağladığı için Türkiye’den kovduğu bir hain, nasıl olduysa 20’li yılların sonunda tekrar Türkiye’ye gelerek, dönemin CHP’li Ankara Belediyesinden şehrin yeniden imarıyla ilgili büyük ihaleler almış. Atatürk’ün, bu adama Kızılay’da tesadüfen rastlamasıyla hain ülkeden tekrar kovulmuş.
Güç yetmiyor yani bunlara.
İşte dün ülkenin “taşıyıcı kolonu” olan zümre tarihi bir duruş sergiledi.
“Savaşta hilali düşmanlara çiğnetmeyip de barışta üzerlerine gölge gölge haç düşenler” kıyama kalktı.
“Gaza meydanlarında yiğitçe dövüşüp de ne zafer takları ne de taç isteyenler” dün adeta “kalkın ey ehli vatan” çağrısına bile gerek kalmadan ayağa kalktı.
Buradan alınması gereken en net mesaj “sefer görev emri gelmiş gibi ayağa kalkanların” yerlerine bu haramzadelerin oturtulmamasıdır.
Fakir fukara kesimden olmasına rağmen yine en büyük ekonomik fedakarlığı yaparak “albayrağı yere düşürmeyen” bu kesimin ciddi şekilde ayağa kaldırılması lazım. Kaynak mı transfer edilecek, servet mi aktarılacak yapılması lazım. Lamına Cimine bakmadan yapmak lazım.
Teşviklerle, transferlerle kaynak aktarılanların ahfatlarının “siyasi çıkarlarını müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit etmelerinden” artık bıktık.
Bu memlekette, hırsız ve açgözlü müteahhitlerin vatandaşın kelepir sandığı arsasına çökerek AVM’ler dikmesinden bıktık.
Tek kuruş parası için çekinmeden vatanı satacak tıynette olanların, “canım ülkem olmazsa fabrikam da olmaz” şeklindeki şımarıkça, küstahça yavşaklıklarından bıktık. Üstelik bunu bağ bağışlıyormuş gibi, lütfeder gibi yapmalarından tiksindik.
Artık acilen, behemehâl bir devrimle ülkenin kaynakları, ülkenin gerçek sahiplerine, “taşıyıcı kolana” aktarılması lazım.
Türkiye er veya geç nihai bir hesaplaşma yaşayacak. Bu hesaplaşmaya hazır olması için bunu yapması lazım. Asıl beka sorunu budur.