Ferhan Başar
Ferhan Başar yazdı...
26 Temmuz 2026, Pazar
Bölgede 24 Temmuz 2026: Kontrolden Çıkan Bir Savaşın Muhasebesi
Bir hafta önce bu savaşı “tırmanan bir gerginlik” olarak tarif etmek mümkündü. Bugün artık öyle değil. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'a yönelik saldırıların “13. gecesinde” devam ettiğini duyurdu. Bu, artık münferit bir operasyon değil, sistematik ve kesintisiz bir hava kampanyası. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in kullandığı ifade, durumun vahametini başka hiçbir açıklamadan daha iyi özetliyor: “Durum kontrolden çıkıyor, hayal edilemez bir noktaya doğru ilerliyor.”
— ✦ —
Sayılar Büyüyor
İran tarafında resmi rakam 55 can kaybı. ABD tarafında savaşın başından bu yana 28 asker hayatını kaybetti, yaklaşık 500 asker yaralandı. Bu rakamlar, savaşın artık “cerrahi operasyonlar” düzeyini çoktan aştığını, klasik anlamda bir çatışmaya dönüştüğünü gösteriyor.
Vurulan hedefler de niteliksel olarak değişti. Ahvaz, Huzistan, Hürmüzgan ve Buşehr eyaletlerinde çok sayıda nokta hedef alındı. En dikkat çekici olanı, Buşehr Nükleer Santrali yakınındaki bir elektrik trafo merkezinin vurulması ve kentte saatler süren elektrik kesintisi yaşanması oldu. Bir nükleer tesisin yakın çevresinin hedef tahtasına girmesi, bu savaşın taşıdığı riskin boyutunu değiştiren bir eşik.
— ✦ —
Enerji Altyapısı Yeni Cephe
İran Devrim Muhafızlarına yakın Fars Haber Ajansı'nın yayınladığı analiz, savaşın nereye evrilebileceğine dair bir ipucu taşıyor: ABD'nin Körfez'deki üslerinin bağlı olduğu ulusal elektrik santralleri tek tek listelendi Abu Dabi'deki Et-Tavila Santrali, Katar'daki Ras Laffan Santrali, Riyad'daki büyük santral. Bu, örtük bir mesaj: “savaş büyürse, sivil enerji altyapısı da hedef listesinde olabilir.” Böyle bir tehdidin kamuya açık şekilde dile getirilmesi, savaşın askeri hedeflerin ötesine, sivil yaşamı doğrudan etkileyecek bir boyuta taşınma ihtimalinin artık masada olduğunu gösteriyor.
— ✦ —
Deniz Ticareti Tamamen Durmadı, Ama Güvenlik Algısı Çöktü
Hürmüz Boğazı'ndan perşembe günü yalnızca 1 tanker geçiş yapabildi 7 Mayıs'tan bu yana en düşük seviye; 23 Temmuz'da ise hiç gemi geçmedi. CENTCOM boğazın hukuken açık olduğunu, sadece yoğun askerî koruma altında işletildiğini savunuyor; ama fiilen yaşanan, bir yasal kapanmadan çok bir güven çöküşü sonuç aynı olsa da (trafiğin tarihî düşük seviyelere inmesi), neden farklı ve bu, boğazın yeniden açılma hızını da etkileyebilir.
Aynı anda ikinci bir boğaz da riske girdi: Yemen'deki Husiler, Kızıldeniz'de iki Suudi petrol tankerini (“Encelia” ve “Layla”) hedef aldıklarını duyurdu ve bunu Suudi Arabistan'a karşı yürüttükleri “kuşatmaya karşı kuşatma” stratejisinin parçası olarak nitelendirdi. Yani artık tek bir boğaz değil, bölgenin iki ana deniz ticaret damarı aynı anda tehdit altında.
— ✦ —
Piyasaların İlk Tepkisi
Hürmüz ve Kızıldeniz'deki belirsizlik yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkiliyor. Brent petrol, çatışmanın tırmandığı günlerde varil başına 90 doların üzerine çıkıp 94 dolara kadar yükseldi; bazı analistler risklerin sürmesi halinde fiyatın 105 dolara kadar ilerleyebileceğini öngörüyor. Piyasalar artık yalnızca bugünkü saldırıları değil, boğazların önümüzdeki günlerde açık kalıp kalmayacağını fiyatlıyor.
Tanker sigortalarında artan savaş riski primi, ticaretin yavaşlamasında fiziksel tehdidin yanı sıra ekonomik risk algısının da belirleyici olduğunu gösteriyor; bu maliyet artışı navlun fiyatlarına, oradan da enerji ve nihai tüketici fiyatlarına yansıyor savaşın faturası, cepheden çok önce market rafına ulaşıyor.
— ✦ —
Trump'ın Ekonomik Cephesi: Dondurulmuş Varlıklar
Trump, Hürmüz'de gemilere gelecek zararların ABD'nin elinde bulunan dondurulmuş İran varlıklarından karşılanacağını duyurdu ve bunu “adil bir adım” olarak nitelendirdi. İran Dışişleri Bakanı Arakçi'nin yanıtı sertti: bunun “yangın çıkaracak bir emsal” olduğunu söyledi. Bu karşılıklı sertlik, diplomatik kanalların da giderek daralmakta olduğunu gösteriyor artık sadece silahlar değil, ekonomik enstrümanlar da doğrudan çatışmanın bir parçası.
— ✦ —
Diplomatik Alan Daralıyor
Savaş alanındaki sertleşme diplomasi masasına da yansıyor. Irak Başbakanı üzerinden iletildiği bildirilen son ateşkes girişiminin Tahran tarafından reddedilmesi, tarafların artık yalnızca askerî değil siyasi pozisyonlarda da birbirinden uzaklaştığını gösteriyor. Washington'ın buna rağmen daha büyük bir operasyon seçeneğini gündemde tutması, müzakere ihtimalini tamamen ortadan kaldırmasa da giderek daralan bir pencereye dönüştürüyor.
— ✦ —
Bölgesel Aktörlerin Konumu
Kuveyt, Bahreyn, BAE ve Ürdün hava savunma sistemlerini alarma geçirdi; Bahreyn'deki Şeyh İsa Hava Üssü ve Ürdün'deki Muvaffak Salti Üssü İran tarafından doğrudan vuruldu. Bu ülkeler savaşın tarafı olmak istemese de fiilen hedef haline geliyor öncelikleri savaşa katılmak değil, savaşın kendi topraklarına yayılmasını engellemek.
Türkiye'de gerilim iki koldan sürüyor: İsrailli Bakan Ben-Gvir'in Mescid-i Aksa baskını üst düzey isimlerden sert kınama alırken, iç siyasette “Terörsüz Türkiye” çerçeve yasasında Meclis'te ön mutabakat sağlanması, dış gerilimden bağımsız ilerleyen ayrı ve önemli bir gelişme.
— ✦ —
İran Neden Doğrudan Değil, Dolaylı Vuruyor
İran'ın bugüne kadarki yaklaşımı, doğrudan geniş ölçekli karşılık vermekten ziyade ABD'nin bölgedeki askerî varlığı, enerji akışları ve müttefikleri üzerinden maliyet üretmeye dayanıyor. Bahreyn ve Ürdün'deki üsler, Hürmüz ve Kızıldeniz'deki tankerler, Kuveyt'teki sınır kapıları bunların hepsi, ABD'yi doğrudan hedef almadan onun bölgesel ağını yıpratmayı amaçlayan bir strateji örüntüsü oluşturuyor. Bu nedenle savaş yalnızca cephede değil, lojistik ve ekonomik hatlar üzerinde de yürütülüyor.
— ✦ —
Türkiye'nin Stratejik Duruşu
Bu tablo içinde Türkiye'nin duruşu, ne tarafların birine körü körüne eklemlenmek ne de tamamen seyirci kalmak olabilir. Bugüne kadarki tutum bunu gösteriyor: diplomaside sesini yükselten, ama sahada tetikte bekleyen bir denge.
“BİZ ATI ŞAHLANDIRMAYI DA BİLİRİZ, İTİ BAĞLAMAYI DA” bu bir kibir değil, vaktini bilen bir irade sahibi olmanın ifadesidir. Türkiye'nin her provokasyona anında sert karşılık vermemesi, zayıflıktan değil, ne zaman şahlanacağını bilen bir sabırdan kaynaklanıyor.
Ama her devletin olduğu gibi Türkiye'nin de müzakereyle savunma arasına çizdiği bir sınır vardır. O sınır, doğrudan ülkenin egemenliği ve güvenliğidir. Bu eşik aşıldığında artık diplomasi tek başına yeterli olmaz; devletler caydırıcılık iradesini fiilen göstermek zorunda kalır. İşte bu yüzden, “SÖZ KONUSU VATANSA; DÜNYANIN ŞAH DAMARINI DİŞLERİMİZLE KOPARIRIZ” sözü bir saldırganlık iddiası değil, vatan savunmasına ilişkin tarihsel bir kararlılığın ifadesi olarak okunmalıdır. Chikli'nin “doğrudan temas” söylemi ya da Hürmüz'deki gerilimin Türk bayraklı gemilere sıçraması gibi ihtimaller, bu eşiğin nerede olduğunu test eden gelişmeler olarak izlenmeli.
— ✦ —
Görünmeyen Cepheler
Kazananlar da var: Rusya petrol fiyatından, Çin indirimli İran petrolünden kazançlı çıkıyor.
Emsal: 1980'ler Tanker Savaşı ve 1973 krizi bu tür süreçler haftalar değil, aylar sürüyor.
İran içeride zaten yüklü: enflasyon, zayıf para birimi, DMO-hükümet uyumu görünmeyen bir kırılganlık.
Önümüzdeki 30 gün: en olası senaryo, düşük yoğunluklu çatışmanın 90-100 dolar petrolle sürmesi.
Gazze gündemden düşüyor dikkatin dağılması, kendi başına bir sonuç.
Bilgi savaşı sahada da sürüyor: gerçek, eski ve yapay içerik aynı akışta karışıyor.
Siber cephe henüz görünmüyor ama bu, olmadığı anlamına gelmiyor.
— ✦ —
Genel Tablo: Neden Bu Kez Farklı
Önceki değerlendirmelerde bu savaşı “kontrollü bir tırmanma” olarak okumak mümkündü taraflar birbirine mesaj veriyor, sınırlı hedefler vuruluyor, diplomatik kapılar açık tutuluyordu. Şu anki tablo bu okumayı zorluyor: 13 gece kesintisiz saldırı, nükleer tesis yakınının vurulması, enerji altyapısının açıkça tehdit edilmesi, iki boğazın aynı anda tıkanması ve BM Genel Sekreteri'nin “kontrolden çıkıyor” demesi bunların hepsi aynı anda gerçekleşiyor.
Trump'ın hâlâ değerlendirdiğini söylediği “görülmemiş büyüklükteki” saldırı henüz gerçekleşmedi. Bu, hem en büyük risk hem de hâlâ açık kalan tek fren noktası. Önümüzdeki günlerde bu kararın alınıp alınmayacağı, savaşın bölgesel bir yıkıma mı yoksa yeni bir müzakere sürecine mi evrileceğini belirleyecek.
Bu nedenle artık yalnızca İran ile ABD arasındaki çatışmanın seyri değil, Körfez'in enerji güvenliği, uluslararası deniz ticareti ve bölgesel ittifakların dayanıklılığı da aynı denklemin parçası haline gelmiş durumda. Savaşın bundan sonraki yönü, yalnızca cephede atılacak adımlarla değil; diplomasinin yeniden alan kazanıp kazanamayacağıyla da belirlenecek.
On üçüncü gece geride kaldı. Bundan sonrası artık bir askerî operasyonun değil, bölgesel düzenin geleceğinin sınanacağı dönem olabilir.

Ferhan Başar yazdı...
KULAĞA GELEN SELÂ, KADİM RUH - KALPTEKİ KIYAM

Hevanın Putu, Zannın Kılıcı

Ferhan Başar yazdı... Gemi Boğaz'dan geçmedi ama Kaptan Martin geliyor!

Kayıp Terazi: Asgari Ücretin Aritmetiği

AŞURA
