Ferhan Başar
Ferhan Başar yazdı... Gemi Boğaz'dan geçmedi ama Kaptan Martin geliyor!
06 Temmuz 2026, Pazartesi
Boğaz'a bir gemi yaklaşıyordu. Sonra rotasını değiştirdi.
Aynı hafta içinde, aynı şehirde, ışıklar başka bir sahnede yanacak. Ve o haftanın sonunda, bambaşka bir gün, bambaşka bir kalabalık, bambaşka bir sebeple bir araya gelecek.
Üç tarih. Bir şehir. Üç bambaşka yüz.
— ✦ —
Allah Teala Enbiya suresinde şöyle buyuruyor:
ٱقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ مُّعْرِضُونَ ﴿١﴾ مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا ٱسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ ﴿٢﴾ لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ
"İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştı, hâlâ onlar gaflet içinde yüz çevirmektedirler. Rablerinden kendilerine gelen her yeni öğüdü ancak oyun eğlence konusu yaparak dinlerler. Kalpleri gaflettedir."
(Enbiya, 21:1-3)
Bir toplumun neye ne kadar önem verdiği, hangi gün için hangi kapıyı açtığı, hangi gün için hangi kapıyı kapattığıyla ölçülür. Bu hafta, İstanbul'un o ölçüyü kendi eliyle gösterdiği bir hafta oldu.
— ✦ —
8 Temmuz — Bir Rota Değişti
Yurt dışından kalkan bir kruvaziyer gemisi, İstanbul Boğazı'na uğramayı planlıyordu. Yolcu kitlesi, dünya çapında eşcinsel erkeklere özel tatiller düzenleyen bir turizm şirketinin müşterileriydi. Şehirdeki bir mekan, geminin yolcularını kendi çatısı altında bir geceye davet eden bir afiş paylaştı.
Bu paylaşım kamuoyunda büyük bir tepkiyle karşılandı. Yetkili makamlar geminin İstanbul'a girişine izin vermeyeceğini bildirdi, gemi rotasını değiştirdi. Davet eden mekan ise resmi kararla mühürlendi, faaliyetlerine son verildi.
Bir kapı, toplumun tepkisi ve resmi kararla kapandı.
— ✦ —
11 Temmuz — Ardına Kadar Açık Kapı
Aynı hafta, aynı şehirde, açıkça eşcinsel olduğunu on beş yıl önce dünyaya ilan etmiş, dünya çapında tanınan Porto Rikolu sanatçı Ricky Martin sahneye çıkacak. Konser alanı on beş bin kişilik tam kapasiteyle doldu, biletleri dört ile yirmi beş bin lira arasında satıldı. Etkinlik resmi izinle, hiçbir engelle karşılaşmadan gerçekleşiyor.
Burada iddia edilecek bir şey yok, çünkü kimin kime gideceğine dair elimizde bir kayıt yok, kalabalığın kim olduğuna dair de bir iddiamız yok. Sorulabilecek olan daha küçük ve daha dürüst bir soru: aynı hafta içinde, aynı şehirde, 8 Temmuz'da engellenen kimliğin, 11 Temmuz'da sahnede duran kimlikle örtüşmesi sadece bir tesadüf müdür?
Aradaki fark kimlik değil gibi görünüyor. Ölçek, görünürlük ve marka değeri fark yaratıyor gibi görünüyor. Küçük, yerel, açıkça adlandırılmış bir davet kapatılıyor. Büyük, küresel, yüksek bilet fiyatlı bir sahne aynı hafta sorunsuz ilerliyor.
Gemi Boğaz'dan geçemedi, geri döndü, bir daha da uğramayacak. Ama kaptan zaten geliyordu. Üç gün sonra sahneye çıkacak isim, aynı kimliği, çok daha büyük bir ölçekte, hiçbir engelle karşılaşmadan taşıyordu zaten. Gemiye gerek kalmamıştı, çünkü kaptan başka bir yoldan, karadan, ışıklı bir sahneden şehre giriyordu.
— ✦ —
İlkine Tepki, İkincisine Sessiz Yol
Bu tutarsızlık üzerine durmaya değer. Aynı hafta içinde biri engellenirken diğerinin sorunsuz ilerlemesinin birkaç olası açıklaması var.
Birincisi ölçek meselesi. Küçük, yerel bir mekanı kapatmanın ekonomik ve siyasi maliyeti düşük. Büyük, uluslararası bir organizasyonu durdurmanın maliyeti, bilet satışından turizm gelirine, uluslararası sözleşmelere kadar çok daha ağır. Tepki, çoğu zaman kimliğin kendisinden çok, hedefin ne kadar kolay olduğuyla ilgili.
İkincisi çerçeveleme meselesi. Bir afiş doğrudan bir kimliği öne çıkardığında hedef haline geliyor. Aynı kimliği taşıyan bir sahne, kamuoyuna sadece bir konser olarak sunulduğunda aynı hassasiyeti görmüyor. Aynı gerçek, nasıl sunulduğuna göre farklı bir karşılık buluyor.
Üçüncüsü uluslararası görünürlük meselesi. Dünyaca tanınan bir sahneyi durdurmak, dış basında büyük yankı bulur, itibar riski taşır. Yerel bir mekanın kapatılması ise sınır ötesinde neredeyse hiç duyulmaz. Yani hangi olayın risk sayıldığı, kimin izlediğiyle de ilgili.
Dördüncüsü tepkinin hedef seçimi. Toplumsal tepki, somut ve erişilebilir bir hedefe kolayca yönelir, kapatılması elle tutulur bir sonuç verir. Küresel bir sahneye yönelik tepki ise dağınık kalır, hiçbir yere varmaz.
Bu dört gözlem bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo şu: tutarsızlığın kaynağı kimlik değil, güç ve görünürlük. Küçük olan kolayca durduruluyor, büyük olan sorgusuz geçiyor. Bir toplumun neye karşı durabildiği, çoğu zaman neye karşı durabileceğiyle sınırlı.
— ✦ —
15 Temmuz — Hatırlama
Aynı haftanın sonunda, bambaşka bir kalabalık toplanacak. On yıl önce bu topraklarda bir millet, tankların önünde durdu, ezan sesiyle sokağa çıktı, canını verdi. O gün için toplanan kalabalık, eğlenmek için değil, hatırlamak için bir araya gelir.
Üç gün önce sahne ışıkları, dört gün sonra şehit kabirleri. Aynı şehir, aynı hafta, iki bambaşka toplanma sebebi.
— ✦ —
Bir gemi geri döndü, bir sahne doldu, bir millet hatırlayacak.
Gemi geçmedi. Ama kaptan geldi — sadece denizden değil, karadan, ışıklı bir sahneden girdi şehre. Bunların hangisi bu şehrin gerçek yüzü? Belki üçü de. Belki bir toplumun ne olduğu, tam da bu üç günün yan yana durabilmesinde gizli.
Bir toplum bu tür etkinliklere neden bu kadar farklı tepki veriyor, bunu da sormak gerekir. Dört olasılık var:
• Hoşgörü — bilinçli bir tercih, farklı yaşam biçimlerinin var olma hakkını tanıma
• Kanıksama — tekrarın doğurduğu duyarsızlaşma, alışkanlığın aşındırması
• Vurdumduymazlık — meseleyi hiç düşünmeme, ilgisizlik
• İnançta erozyon — davranıştan önce, kalbin kendisinde sessizce ilerleyen bir aşınma
Bu dördü bir spektrumun basamakları gibi de okunabilir. Önce fark etmeme, sonra fark edip tepkisizleşme, sonra bunu bir erdem gibi yeniden adlandırma, sonunda da inancın kendisinin sessizce değişmesi.
Yoksa hepsinin altında, insanı adım adım gaflete alıştıran, en eski ve en sabırlı düşmanın, şeytani planı mı işliyor?



