Serdar Tuncer
Partiyi kapattık daha kurmadan
İnsan kendini ele verir. Bakışından, duruşundan, oturuşundan, yürüyüşünden, konuşmasından, üslubundan, kılık kıyafetinden, simasından kim olduğu nasıl birisi olduğu az çok belli olur insanın. Safer Efendi merhum, ‘Mürşid müridinin alnına bakınca Fatihasını okur evladım’ buyurmuşlar. Seküler tayfa için Lady Macbeth’ten bir misal verelim: “Yüzün bir kitaptır beyim, okumayı bilene.”
İnsan kendini ele verir. Bir müşkül işle karşılaşınca verdiği tepkiden, yokluk ve varlık zamanlarındaki ahvalinden, kendisinden mevkice altta bulunanlara muamelesinden, büyüklerine gösterdiği edep ve hürmetten, yalnız kaldığı zaman yapıp yapmadıklarından, yanında çalışanlara karşı tavırlarından, açken oturduğu sofrada yemek yeme biçiminden, para, kadın ve makamla imtihan olunca haysiyetini ve şahsiyetini muhafaza edip edemediğinden, haksız olduğu anlaşıldığı zaman gösterdiği tavırdan… Say sayabildiğin kadar!
Alınlardaki Fatiha’yı okumak ve yüzlerdeki kitabı hecelemek herkesin harcı değildir. Fakat biraz gün görmüş, insanlarla hemhal olmuş, tecrübe sahibi, bir parça bedel ödemiş hemen herkes bilir, karşılaştığı kişinin neyin nesi kimin fesi olduğunu. Buna rağmen niçin aldanırız, neden aldatılırız peki? Sanırım cevap şudur: İnsan kendini ele verir ama aynı zamanda kendinden bile gizler kendini! Yanıldığımız ve kaybettiğimiz yer burasıdır işte.
Kendini kendinden bile gizlemeyi başaran profesyonel hokkabazları tanımak için insan sarrafı ve hatta harbi turnacı olmak icap eder. Şayet bir siyasi partinin genel başkanı olsaydım yapacağım ilk iş fiyakalı bir Turnacılar teşkilatı kurmak olurdu. Öyle seçim zamanını filan beklemeden, kamuoyu yoklamalarına falan itibar etmeden kurardım bu teşkilatı, ilçe ve beldelere varana kadar revan ederdim yollara.
Turnacılar, Osmanlı devrinde padişahla avlara katılmak ve devşirme oğlanlarını tespitle muvazzaf Yeniçeri ocağındaki bir sınıf. “Rivayete göre Fatih Sultan Mehmed Han, av esnasında bir tepenin arkasından havalanan turnaları görmüş, bunları avlamak için şahin ve doğan aranırken bir tazının koşup turnayı yakalaması hoşuna gitmiş, bu ortanın hasekisinin yevmiyesine 1 akçe zam yaparak serturnâî unvanıyla odasını diğer hasekilerin üzerine çıkarmıştır.” Hikayeleri böyle başlıyor Turnacıların. Rumeli ve Anadolu’daki gayrı Müslim ailelerden devşirme kanununa göre çocuk ve genç (turna) toplama sürecini yönetiyorlar. Hatta denir ki turnayı gözünden vurmak deyimi iş bu Turnacılardan bize kalmıştır. Turnacı bir çocuğu görüyor, yüzüne bakıyor, halini gözlemliyor, kabiliyetlerini tahmin ediyor ve onun ileride nasıl birisi olacağına, nasıl bir vazifede istihdam edilirse faydalı olacağına dair öngörüsünü ilgililere aktarıyor. Gün gelip o çocuk Turnacının dediği gibi birisi olursa diyorlar ki ‘Turnayı gözünden vurdu’.
Bir siyasi partinin genel başkanı olsaydım kurardım bu teşkilatı. Bizimkilerin vazifesi Osmanlı Turnacılarından biraz farklı olurdu gerçi. Adam olmaya aday çocukları bulmak için değil de adam olamadığını gizleyen büyükleri tespit için çalışırlardı. Şöyle düşünün: İzan, irfan ve insaf sahibi, insan sarrafı, gün görmüş insanlardan müteşekkil bir kadro bütün Türkiye’yi dolaşacak. Kim olduklarını, ne zaman nerede olacaklarını kimse bilmeyecek. Karışacaklar halkın içine sohbet edecekler, toplu organizasyonlarda uzaktan seyredecekler partinin o yöredeki yöneticilerini, selamlaşacak sohbet edecekler, imkan bulup iki lokma yemek yiyecekler beraber, bazen bir fukara bazen bir mazlum kılığında kapılarını çalacaklar, hatta birisi rüşvet vermek için İl Başkanının yanına varacak, öbürü iltimas ve torpil için birisinin telefonuyla İlçe Başkanına uğrayacak.
Teşkilat üst yöneticilerinin ehliyet, emniyet ve liyakatleri, şahsiyetleri, dürüstlükleri, samimiyetleri, çalışkanlıkları, tevazuları, bir dava adamında olması gereken bilumum hususiyetleri bu Turnacıların terazisine çıkınca kaç gram ediyor, bakar ona göre karar verirdim. Görevden alınacakları tespit yetmez, yerlerine kimin geçeceğini de Turnacılarımın raporlarına bakarak belirlerdim. Nasıl, iyi değil mi?
İçinizden iki sorunun geçtiğini duyar gibiyim, ikisine de cevap vereyim hemen.
Bir: Ne olur ne olmaz deyip Turnacıları kontrol için de ayrı bir teşkilat kurman lazım değil mi? Haklısınız, tuzun koktuğu zamanlardayız, bu da mutlaka lazım!
İki: İyi güzel de hocam, bu Turnacılar taşradan önce bir Genel Merkeze uğrasa iyi olmaz mı?’ Bakın bu olmaz, zinhar olmaz hem de. İşlerinin hakkını verirlerse genel merkezde adam kalmaz, ortada parti kalmaz! Deli miyim ben kapatayım partiyi daha kurmadan!